Ana Sayfa Genel 2 Ağustos 2016 785 Görüntüleme

Hayır! Olamaz! mı?

 

15 Temmuz 2016 akşamı, bir kulağım televizyonda ama gözüm ve beynimin kesafeti bilgisayarda okuduğum kitapta idi. Televizyon haberine göre İstanbul’da köprüler tek yönlü kapatılmış, hava alanları ise askerlerin kontrolüne girmişti. Olağanüstü bir şeyler olduğu ortada idi. “Anlaşılıyor ki, bu DAEŞ veya PKK işi iyice azıtmışlar, İstanbul’u birbirine katacak bir eylemin peşinde iken, -çok şükür- farkedilmişlerdir” diye düşündüm ilk anda. Başbakan Binali Yıldırım’ın “Bu, paralel yapılanmanın bir baş kaldırı girişimidir.” manasına gelen cümlesini duyana kadar, olup bitenlerin anlatıldığı televizyondan gelen sese bütün o heyecanlı anlatımlara ve bağlantılara rağmen hâlâ tam da kulak vermemiştim. İlk tepkim, pek çoğu kimsenin tepkisi gibi “Hayır! Olamaz! Bu da mı olacaktı?” diye hâlâ olup bitenlere inanmamak için kendimi ikna edici sebepler aramaktan ileriye gidemedi. Çünkü, muhayyile ve idrakim bağlanmıştı.Artık, tanklar insanları ezmeye, “asker”lerimiz, kendi insanımızı öldürmeye, Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’a dahi suikast düzenlemeye başlamışlardı bile. Meclis, Cumhurbaşkanlığı, Özel Kuvvetler Komutanlığı bombalanmış insanların üzerine ölesiye ateş açılmıştı. Acaba bu, hükümetin Paralel Devlet Yapılanması dediği Fethullah Gülen öncülüğündeki “Hizmet” hareketinin işi olmayabilir miydi? Çünkü yapılanlar tam bir yabancı işgal ordusunun yapabileceği bir işti. Onun için bu kafa karışıklığında kendimi ikna çabalarından vaz geçip, ülkem için dua etmekten başka yapabilecek bir şeyim de yoktu. Maalesef!

Çünkü nasıl olurdu da, “dindar” bildiğimiz insanlar bunları yapabilirdi? “Bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibidir.” Hükmünü hayat düsturu yapan bir dinin “dindar”ları bunu nasıl yapabilir ve bu yaptıklarını nasıl meşru görebilirlerdi ki?

Tamam, ertesi gün yapılan açıklama ile darbelere karşı olduğunu, olsa olsa, bu işi 17-25 Aralık operasyonlarının intikamını almak üzere, bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından mizansenleştirildiğini de iddia edince, gayr-i ihtiyarî “Kahrolduk ama, o zaman yine de helâl olsun Erdoğan’a” demekten de kendimi alamadım. Bu mel’ûn işi, Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptırmış olsaydı elbette ki ona da helâl olmayacak, aksine “Bu milletin sana verdiği destek ve güven haram olsun!” diyecektik. Onun içindir ki, “Ey darbeciler! Ey Fethullah Gülen! Bu milletin ekmeği ile beslenip, nankörlük edenler! Bu milletin size verdiği destek ve güven harâm olsun!”

Olayın fâil-i ma’lûmu olan Fethullah Gülen’in dediği gibi, kendisini seven, ama Tayyip Erdoğan’a kızan bir kaç kişi! Yok yoook! Siz Tayyip Erdoğan’a falan kızmamış, düpedüz millete kızmışsınız. Bak, şu öldürdüğünüz, katlettiğiniz, yüreklerini dağladığınız insanlara bak! Milletin bizzat kendisi onlar! Elindeki silahın parasını, evine ekmek götürmeden çook önceden ödeyenler bu insanlar! Bu darbe girişimi değil, milletten intikam alma girişimidir. Ama ben itiraf edeyim, hâlâ neyin intikamını almaya kalkıştınız onu da çözebilmiş değilim. Ancak sizler, elinizdeki ordu silahlarını, üzerinizdeki asker kıyafeti gibi görünen paçavraları, insan öldürmenin, milletin başını tankla ezmenin meşruiyet kaynağı zannettiniz her hâlde! Hayır, yanılıyorsunuz! Siz tıpkı bir işgal kuvveti gibi davrandınız! Kaaaatilsiniz! Acemi de olsanız kaaatilsiniz!

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Pınarhisar Gazetesi bir Zortul Medya Grup A.Ş. kuruluşudur.